Fransızca kökenli bir kelime olan levant, güneşin doğduğu yere atıfla “doğu” anlamına gelmektedir. Coğrafya ıstılahında ise bu kelime, İtalya’nın doğusunda yer alan bölgeyi diğer bir ifadeyle Doğu Akdeniz’i nitelemek için kullanılmıştır.
Tarih boyunca doğu ile batı arasındaki ticaret rotası üzerinde yer alan kentler, bulundukları bölgenin çekim merkezi olmuşlardır. Modern zamanlarda İzmir’in tarih sahnesine çıkışı da bu ticaret rotalarının üzerinde olmasıyla bağlantılıdır. Osmanlı-İran Savaşı’nın etkisiyle kervanlar, Halep’in alternatifi olarak İzmir’i tercih etmeye başlamışlar ve 17. yüzyıldan itibaren İzmir merkezli ticaret hacmi her geçen gün artmaya başlamıştır.
Ticaret hacminin artmasına bağlı olarak İzmir’in nüfusu da kalabalıklaşmıştır. Avrupalı birçok yabancı tüccar ticaret için İzmir’e gelmeye başlamış ve bunların bir kısmı daha sonra İzmir’e yerleşmiştir. Şehre yerleşen yabancı tüccar sayısı arttıkça başta İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok Avrupalı devlet İzmir’de diplomatik temsilcilik açmıştır.
Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında 1838 yılında imzalanan Baltalimanı Anlaşması, İzmir merkezli ticaretin gelişmesinde önemli bir eşiği temsil eder. Bu anlaşma ile ihraç yasakları kaldırılmış ve İngiliz tüccarlarına istedikleri her malı satın alma ve ihraç etme imtiyazı verilmiştir. İngilizlere tanınan bu imtiyazın kapsamı kısa bir süre sonra diğer Avrupa devletlerini de içerecek şekilde genişletilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti gelişen Avrupa sanayisi için önemli bir hammadde tedarikçisi hâline gelmiş, İzmir de bu hammaddelerin Avrupa’ya ihraç edildiği Akdeniz havzasının en büyük ticaret merkezine dönüşmüş ve bundan dolayı “Levant’ın başkenti” olarak anılmaya başlamıştır.
Ticaretin hacmindeki ve niteliğindeki değişimler yeni ihtiyaçları doğurmuş, bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak da 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İzmir, büyük bir imar hareketine sahne olmuştur. İzmir-Aydın ve İzmir-Kasaba (Turgutlu) demiryolu hatlarının devreye girmesiyle artan ticaret hacmi, yeni bir limanı gerekli kılmış, yeni limanın yapımıyla birlikte günümüzde de İzmir denince ilk akla gelen yerlerden biri olan “Kordon boyu” ortaya çıkmış ve ticaretin değişen yapısının gerekli kıldığı birçok yeni kurum, Kordon boyunca inşa edilen yeni binalarda yerlerini almıştır. Modern bir kentin doğuş süreci olarak nitelendirilebilecek bu gelişmelere, modern bir yönetim merkezin oluşumu eşlik etmiş ve bugün de şehrin merkezi olan Konak Meydanı oluşmuştur.
Dönemin İzmir’ine hayat veren yapıların kimisi günümüzde hala ayakta, kimisi ise aradan geçen zaman içerisinde yıkılmış ve yerlerini yeni binalara bırakmıştır. Bununla birlikte dönem içerisinde oluşan Pasaport, Konak Meydanı ve Kordon boyu, İzmir kent kimliğinin simgeleri olarak hem kentin gündelik yaşamı içerisinde hem de kent kültürü ve hafızasının bir parçası olarak varlıklarını sürdürmektedir.

Rıhtım İnşası Sonrası İzmir Limanı, Sébah & Joaillier, 1890-